Prof. Dr. Günsel (Şurdum) Avcı

 Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti Derneği Kurucu Başkanı


Kabartay-Balkar Federe Cumhuriyeti Zeiko KöyündenTürkiye’ye yerleşen Kabartay Şurdum Ailesi’nin kızıyım. 

Babamın Subay olması nedeni ile ilkokul eğitimimi Kuzey ve Doğu Anadolu’nun üç ayrı ilinde tamamladım. Ortaokul ve liseyi Üsküdar’da Fıstıkağacı Kız Lisesinde okudum. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp öğrenimime başladım; 1970 yılında mezun oldum. Aynı fakültede 1976 yılında iç hastalıkları uzmanı oldum ve İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde (Haseki) Kardiyoloji eğitimime başladım. 1984 yılında doçent oldum. Kuruluşu aşamasında atandığım Marmara Üniversitesi’nde 1990 yılında Profesör unvanı aldım. 1991 yılında emekli oldum. Marmara Üniversitesi’ne atandığım yıldan başlayarak 17 yıl süre ile Nişantaşı’nda Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nde çalıştım. 2002 yılından bu yana Okmeydanı’nda Memorial Hastanesi’nde Konsultan Kardiyolog ve EECP Tedavi Ünitesi Sorumlusu olarak çalışmaktayım. İyi derecede İngilizce biliyorum. 

Mesleki yaşantımda her zaman, tanı ve tedavide, kansız ve risksiz yöntemlere ilgi duymuş ve uygulamışımdır. Örneğin: Kardiyoloji eğitimim sırasında, Londra’da Hammersmith Üniversite Hastanesi’nde bulunduğum 15 aylık süre içinde, kalbin ultrason yöntemi ile incelenmesi tekniğinde edindiğim bilgi ve deneyimlerle Ocak 1981 de İstanbul’da ilk Ekokardiyografi uygulamalarını Haseki Kardiyoloji Enstitüsü’nde başlattım. Sonraki yıllarda da bulunduğum üniversite ve özel hastanelerde bu yöntemi kurdum ve uyguladım. 2001 yılında kansız ameliyatsız bir uygulama ile kalpte doğal bypasslar oluşturan EECP tedavisine ilgi duydum. Amerika’da Pittsburg Üniversite Hastanesi’ne yaptığım inceleme ziyaretinde edindiğim olumlu izlenimler sonucu, 9 yılı aşkın süredir bu tedaviyi uyguluyorum. Elde ettiğim güzel sonuçları, yurt içi ve yurt dışı bilimsel kongrelerde meslektaşlarımla paylaşmakta, katıldığım canlı TV programları ile gazete ve dergilere gönderdiğim makalelerle halkımızı bilgilendirmeye çalışmaktayım (www.dogalbypass.com).

Tıp mesleği sürekli güncelleme gerektirdiğinden, katıldığım yurt dışı kongrelerin dışında, 2-3 yılda bir, çoğu Amerika’da olmak üzere, uğraştığım yöntemle ilgili dünyaca ünlü kardiyoloji merkezlerine 1-4 hafta süreli ziyaretlerinde bulundum. Her ziyaretimde, götürdüğüm Türkiye ile ilgili turistik kitapcıklar ve hediyelerle ve ayrıca dostluk kurduğum bazı bilim adamlarını 1-2 haftalık sürelerle Türkiye’de ağırlıyarak, ülkemizin güzel yönleri ile yurt dışında tanınması için her zaman ciddi çaba harcadım. 

Mesleki yaşantımda, onur duyarak andığım bir dönem de, 1984 yılından başlayarak 12 yıl sure, seçimlerle görev aldığım Türk Kardiyoloji Derneği Yönetim Kurulu üyeliğidir. Bu süre içinde, Türkiye’nin en değerli kardiyoloji hocaları ile birlikte çalışma olanağı buldum; aynı zamanda, yılda 1-2 kez düzenlediğimiz uluslararası katılımlı kardiyoloji kongrelerinde, davet ettiğimiz dünyaca ünlü bilim adamları ile tanışma şansım da oldu. 1990 yılında, Dernek Başkanımız Prof. Dr. Altan Onat’a yaptığım Türkiye ile ilgili ciddi istatistik verimiz yok, hep diğer ülkelerin istatistiklerini veriyoruz, biz de kendi verilerimizi toplayalımönerimin kabul görmesi üzerine, Türk Kardiyoloji Derneği, Sağlık Bakanlığı’nın da desteği ile o yıl Türkiye’de ilk olarak, Türk halkının kalp sağlığı ile ilgili yurt çapında bir tarama başlattı. Proje döneminde ve ilk yıllarında görev aldığım bu taramalar, “TEKHARF” Çalışmaları adı altında 22 yıldır devam etmekte olup, toplanan verilerle, Türkiye ile ilgili, 80 kadarı uluslararası dergilerde olmak üzere, 200 kadar bilimsel yayın yapılmıştır.

Çerkes Toplumu ve Kültürüne hizmeti ilke ve yaşam biçimi edinmiş bir aileden geliyorum:

Dedem Ahmet Şurdum, Osmanlı zamanında Bağdat yöresinde ve sonrasında İstiklal Savaşlarına katılmış, savaşta göğsüne saplanan mermiyi ömrünün sonuna kadar taşımış, 2 madalyası ve Gazi Unvanı olan bir subaydı. Ordudan ayrılıp, Konya’ya yerleştikten sonra, Çerkes Kültürüne hizmetlerine başlamış, Polonya’da çıkan Kafkas Dergisine yazılar göndermiş, gelen dergilerin ilgililere ulaşmasında aracı olmuş, 1938 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra evi, haftada bir Çerkeslerin toplandığı, hatta Ürdün ve Suriye’den gelenlerin Dernek Merkezi sandıkları mekan haline gelmiş. haftalık toplantılar eve sığamayacak kalabalığa ulaşınca, bir dernek kurmak üzere hazırlıklar başlatılmış, Fakat, Azerbeycanlı ve Dağıstanlıların ağırlıkta olduğu Kafkasya’dan gelen halkın “Dosteli Yardımlaşma Derneği”ni kurmaları üzerine, o derneğe kaydolunmuş, sonraki genel kurulda da yönetimi almışlardır. 

Dedem ile ilgili yukarıdaki bilgileri aldığım Amcam Mesut Şurdum ise 1952 de kurulan ve şimdi merkezi Bağlabaşı’nda olan Kafkas Kültür Derneği’nde değişik dönemlerde yönetim kurullarında üye ve başkan olarak görev yapmıştır. 1957 yılında gittiği ve 40 yıl yaşadığı Almanya’nın Münih şehrinde Eşi Makbule Hanım ile birlikte, Türkiye, Kafkasya ve diğer ülkelerden Almanya’ya yolu düşen her Çerkese ev sahipliği ve rehberlik etmiş, 22.9.1968 de Münih’te “Kuzey Kafkas Milli Derneği”ni kurmuş, Almanya’nın diğer şehirlerinde de Kafkas Derneklerinin kurulmasında öncülük etmiş, ilki, 1970 yılında eşi ile birlikte ve 45 gün süreli olmak üzere bir çok kez Kafkasya’yı ve ayrıca diğer ülkelerde yaşayan Çerkesleri ziyaret etmiştir. Şimdi 85 yaşında olan bu amcam, yıllardır emek vererek hazırladığı Türkçe-Çerkesçe sözlüğünü basım aşamasına getirmiştir. 

Emekli subay olan Babam Sait Şurdum’un 1970 lerde İstanbul Kafkas Kültür Derneği’ndeki başkanlığı sırasında, Bağlarbaşı’ndaki binanın satın alınması gerçekleşmiş ve o günlerde dernekle ilgili üstlenmek zorunda kaldığım hizmetler, beni neredeyse fakülte mezuniyetimin aksaması noktasına getirmişti. Sonraki gençlik yıllarım, dahiliye ve kardiyoloji eğitimlerim sırasında haftada 1-2 gün gelen nöbetlerde aralıksız 36 saat çalışma zorunluluğu, tezler, bilimsel yayınlar, kongreler gibi nedenlerle çok yoğun bir çalışma içinde geçtiğinden, benim Çerkes Toplumu ve Kültürüne olan hizmetlerim ancak son 15 yıl içinde ağırlık kazandı.

Herkesi kendim gibi gördüğümden, “dernek organlarında gençler görev ve sorumluluk alsın” önerilerine karşılık sıklıkla “tahsil gören gençler aramızda olsun ama onlara fazla görev ve sorumluluk vermeyelim, kendilerine zaman ayırabilsinler, önce kariyerlerinde yükselsinler ” fikrini savunmuşumdur. 

1995 yılından başlayarak 12 yıl süre ile İstanbul Kafkas Kültür Derneği Yönetimi’nde görev aldım; bu sürenin 5 yılında Başkanlık sorumluluğunu üstlendim. Her yıl, çalışma programımızı hazırladıktan sonra, birikimli büyüklerimiz ve gençlerimizle toplantı yapar, yıllık çalışma programı konusunda yeni önerilerini ve onaylarını alır, bu kararlar doğrultusunda çalışmaları gerçekleştirirdik. Yönetimde bulunduğum süre içinde gerçekleşen en önemli çalışma, Bağlarbaşı’nda tek kata yerleşik olan dernek merkezine, bir alt katın da satın alınması ve restorasyonu ile eklenmesi oldu. Hayırsever üyelerimizin maddi katkıları ve manevi destekleri, yönetimin özverili çalışmaları, zaman zaman işler aksamasın diye benim şahsi binek arabamın bagaj ve arka koltuğunda taşıdığım eksik inşaat malzemelerini yetiştirme çabalarıma rağmen, ancak 4 yılda gerçekleşen bu çalışma, sonunda herkesi çok memnun etti. Zira, eğitim konferansları, paneller dahil bir çok bilimsel, kültürel ve sosyal etkinlikleri daha geniş katılımla yapabilme olanağı doğdu. 

Dernek başkanlığım sırasında bir diğer ciddi çalışmamız da Kafkas Dernekleri Federasyonu’ muzun kuruluşu aşamasında oldu: Nisan 2002 de yürürlüğe giren Dernekler Yasası değişikliği ile derneklerin federasyon şeklinde üst örgütlenmelerine olanak doğmuş, Türkiye’de bir çok ildeki Kafkas Derneklerinde konu tartışılır olmuştu. Çeşitli il ve ilçelerden gelen temsilcilerle İstanbul’da 2002 yılının Şubat ve Nisan aylarında Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı’nda yapılan iki toplantıdan sonra, 17 Kasım 2002 de Bağlarbaşı’nda yaptığımız “Dernekler ve Üst Örgütlenme Modelleri” panelinde, hukukçularımızın yaptığı açıklamaları değerlendiren Yönetim kurulumuz, Türkiye’de bölgesel ve çok sayıda federasyon yerine, Derneklerimizin bulundukları bölgelerde çalışmalarını bağımsız olarak sürdürecekleri ve ortak çalışmaların planlanması ile yurt içi ve yurt dışında toplu temsil yetkisi olan tek ve demokratik bir federasyon çatısı altında örgütlenmenin, daha birleştirici, bütünleştirici, dinamik ve etkili olacağı, çok başlılığı ve gereksiz rekabeti önleyeceği sonucuna varmıştı. Bu görüşümüz, İstanbul’da bulunan 17 Kafkas Dernek ve Vakfının oluşturduğu Koordinasyon Kurulu’nun 20 Aralık 2002 tarihindeki 44.toplantısında da benimsenmişti. Aynı Tarihlerde (22 Aralık 2002) Ankara’da Kaf-Der olağan Genel Kurulunda da derneklerimizin tek bir Federasyon çatısı altında birleşmelerinin uygun olduğu kararı çıkmıştı. Bunun üzerine Derneğimiz, Türkiye’deki tüm Kafkas Derneklerinin Yönetici ve Temsilcilerini davet ederek, 18 Ocak 2003 tarihinde Bağlarbaşı’ndaki Dernek Merkezimizde bir toplantı düzenledi. (Kiril ve Latin Alfabeleri ile Çerkesce” konulu panelin 1 gün öncesi). Toplantıya katılanların çoğunluğunun düşüncesi doğrultusunda, Derneklerimizin tek federasyon çatısı altında birleşmeleri konusunda çalışmaların yoğunlaştırılmasına karar verildi. Seçilen 6 kişiden oluşan “Kafkas Dernekleri Üst Örgütlenme Komisyonu” (Günsel Şurdum Avcı (Başkan), Orhan Özmen, Seyfettin Diynar, Faruk Arslandok, Recep Yılmaz, Şamil Jane), katılacak tüm derneklerin eşit derecede temsil edileceği ve söz sahibi olacağı bir tüzüğün hazırlanması ve derneklerin kendi tüzük değişikliklerini tamamlamasında yol göstermek amacıyla görev üstlendi. Sayın Şamil Jane dışında diğer komisyon üyelerinin yoğun çalışmaları ile Kaf-Der tarafından hazırlanan taslak tüzük ve diğer örnek tüzükler incelenerek ve bazı hukukçularımızın da görüşleri alınarak, gerekli değişikler yapıldı ve hazırladığımız yeni tüzük taslağını 25 Şubat 2003 tarihinde derneklere gönderdik. 

Derneklerimiz, karar alma ve hazırlıkları tamamlama süreçlerinin ardından, 15 Haziran 2003 Pazar günü, Ankara’da, Türk Demokrasi Vakfı’nın Ahmet Rasim Sokak, No 27, Çankaya adresindeki salonunda toplantıya çağrıldı. Bu toplantıda kurulacak olan merkezi federasyona son şekli verild. Sayın Muhittin Ünal Başkanlığında, Günsel Avcı, Orhan Özmen, Seyfettin Diynar, Muharrem Tanboğa, İlhan Kıymet ve Cumhur Bal’dan oluşan kurucu yönetim kurulu ile Kafkas Dernekleri Federasyonumuz 03.07.2003 tarihinde resmen kurulmuş oldu. Daha sonra, 21 Aralık 2003 de Ankara’da Tes-İş Sendikası’nda yaptığımız ilk olağan genel kurul sonrasında da federasyon yönetim kurulunda Genel Başkan Yardımcısı olarak 2 yıl daha görev üstlendim.

Son 4 yıldır, Nalçik Üniversitesi’nin başlattığı Uluslararası Tıp Konferanslarının Türkiye koordinatörlüğünü yürütmekteyim. Bu konferansların ilk üçü, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında, Nalçik’te yapıldı. Her yıl Türkiye’de Çerkes olan/olmayan sayısı 3000 in üzerinde doktora bu konferansların duyurusu ulaşmakta, Kabartay-Balkar Cumhuriyeti, Nalçik Üniversitesi ve Çerkes Kültürü hakkında bilgilenmeleri sağlanmaktadır. Konferansa her yıl katılan 20-30 doktor da, Anavatanımızın güzelliklerini ve özgün kültürümüzü yerinde görme şansını kazanmaktadır. Bu Tıp Konferanslarının 4.sü, Nalçik Üniversitesi’nin arzusu ile 7-8 Ekim 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleşti, beşincisi ise 2012 Eylül sonunda Ürdün’de gerçekleşecektir. 

Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti Derneği’nin kuruluşuna gelince:

Çalışmalarıyla onur duyduğumuz bu Cemiyet, zaman zaman, Derneklerimizde, çoğunlukla da kadınlar günü etkinlikleri kapsamında, konu edilmiş ve anılmıştı. Sayın Mahinur Tuna’nın bu Cemiyet ile ilgili ciddi çalışmaları olmuştu. Sayın Zeynep Aksoy’da Boğaziçi üniversitesinde bu konuda Doktora tezi yapmış ve birkaç kez verdiği konferanslarla bizleri aydınlatmıştı. Tüm bu anmalar hep kendi içimizde oldu, kendi kendimize andık ve gururlandık; Türkiye Çerkes’leri için övünç kaynağı olan bu tarihi olayı başkalarının da öğrenmesi için ciddi bir çaba harcanmadı.

Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin yeniden kuruluşu Çerkes Hakları İnisiyatifi’’nin kararlı ısrarı ve desteği ile oldu. Sayın Kenan Kaplan “Türkiye’deki Çerkesler için onur vesilesi olan bu tarihi olayı günümüze taşımanın, yaşadığımız toplumda  bugünün Çerkeslerine de bir değer katacağı, bunun da en etkin şekilde, Derneğin aynı isimle yeniden kurulması ile gerçekleşebileceği” konusunda  ve bu görevi  benim üstlenmem için ısrarcı oldu. Konuyu ilk duyan arkadaşlar büyük bir heyecan ile görev almak istediler ve beni de cesaretlendirdiler. Bir derneğin yasal olarak kurulması için gerekli 7 kişi gönüllü olarak göreve hazır olunca, yasal işlemler başlatıldı. Böylece, hepimizin çalışmalarını onur duyarak andığımız Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti tarihin derinliklerinden günümüze taşınmışçatısı altında her türlü, sosyal, kültürel ve eğitim çalışmalarının gerçekleştirilebileceğigönüllü herkesin görev üstlenebileceği yasal bir dernek olarak 2 Ocak 2012 tarihinde yeniden kurulmuş oldu.

Kafkasya’ya ilk olarak, 2001 yılında eşim, oğlum ve Sayın Av. Rahmi Tuna Ağabeyimiz ile birlikte gitmiş, Adigey’den Kabardey-Balkar’a uzanan bir haftalık çok güzel bir gezi yapmıştık. Sonrasında hemen her yıl Nalçik’e gittik. 2010 yılında gerçekleşen tıp konferansından sonra bir haftalık süre içinde, yine ailece ve rahmetli Sabahat Baybars Ablamız ile birlikte, Nalçik’ten kara yolu ile Maykop’a gelip, Şapsığ olan eşimin hatırına Şapsığ Bölgesi kıyılarını ve Abhazya’yı gezdik. Kafkasya’ya her gidişimde güzelliklerine doyamadan ayrılıyorum.

Abzeh Babaannem ve Türkçe bilmeyen Kabartay Anneannem sayesinde her iki lehçeyi de anlıyor ve orta-iyi derecede Kabartayca konuşabiliyorum.

Çerkes toplumumuza olan hizmetlerim sırasında, gerek düşünce ve yönlendirmeleriyle ve gerekse maddi katkıları ile destek olan herkese şükran duyuyorum. Gençlerimizin katkılarını, özellikle 1 Nisan 2001 tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi’nde başarılı bir şekilde gerçekleştirdiğimiz “Çerkes Kültür Gösterisi” sırasındaki yürekten desteklerini her zaman mutlulukla anıyorum. Kuşkusuz, gerek mesleki ve gerekse kültürümüzle ilgili yoğun çalışmalarımda her zaman yanımda ve yardımcı olan Eşime ve ihmallerime göz yuman Oğluma da çok şey borçluyum.

Çok uzun bir özgeçmiş oldu; yalnızca koyu renkli bölgeleri okumak da yeterli olabilir.

Dikkatinizi çektiyse bu özgeçmiş, her Çerkes’in, nerede ve hangi ülkede yaşıyorsa, savaşta ve barışta, vatandaşlık görevini ciddi bir sorumluluk ile yerine getirdiğinin ve fakat Çerkes kimlik ve kültürüne bağlılığını da özveri ile sürdürdüğünün örneklerini taşıyor. Ayrıca, Federasyonlaşma sürecinde olduğu gibi, toplumumuzun birlik ve beraberliğine verilen önem de vurgulanıyor. 

Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti Derneğimizin de kurulmasıyla, Çerkes Kadınları ve Genç Kızları olarak, hep birlikte elele, toplumumuzda, karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörünün daha da ağırlık kazanmasında etkin olacak, güzel çalışmalar gerçekleştirebileceğimiz umudunu taşımaktayım…  

Aşağıda özgeçmişimde geçen bazı olaylar ile ilgili fotoğrafları bulacaksınız…

 

Bir Cevap Yazın